Bugünkü makalemde çok eski yıllara dayanan 1957 yıllarında öğretmenlerimden dinlediğim övkü hikayelerinden bahsedeceğim.
1957 yıllarında ALACALIOĞLU İLKOKULU 3 ncü sınıf öğrencisi idim. Dersimizede HASAN BATUR diye bir öğretmenimiz geliyordu. Bu bize hayat bilgisi derslerinde hayatla olan ilgili faydalı şeyleri anlatırdı. Çok iyi bir öğretmenimizdi. Diğer öğretmenlerimizde onlar da çok iyi idiler. Hepsi rahmetlik oldu. Allah gani gani rahmet eylesin mekanları cennet olsun.
HASAN BATUR öğretmenimiz hayatta çok dürüst olun hiç yalan söylemen kimseyi kandırman hepiniz yarın büyük büyük adam olacaksınız. Büyük büyük yerlere geleceksiniz derdi. Devletin verdiği maaşla görevinizi doğru dürüst olarak yerine getiriniz. Hileli yollara sapmayın şöyle edersem daha çok para kazanırım. Böyle edersem daha çok para kazanırım diye hileli haram yollara sakın gitmeyi düşünmen diye bizlere sıkı sıkı tembih eder, bunlarla ilgili bizlere övkü hikayeleri anlatırdı. Bugünkü makalemdede öğretmenimden dinlediğim iki övkü hikayesini makalemde sizlere anlatmaya çalışacağım. Bunlardan birincisi altın yumurta yumurtlayan tavukla ilgili, ikincisi sende evlat acısı bende kuyruk acısı oldukça biz artık dost olamayız bununla ilgili makalemi sizlere anlatacağım.
ALTIN YUMURTA YUMURTLAYAN TAVUK
Bir zamanlar sevimli küçük bir köyde yaşayan fakir bir köylü varmış, bu köylününde bir tavuğu varmış, köylü bu tavuğunu çok sever, elinde yem yedirirmiş, bu tavukda bu köylüye hergün bir altın yumurta yumurtlarmış. Köylü hergün kümesten aldığı bu altın yumurtaları kasabaya götürür. Kuyumcuya satar. Evinin ihtiyaçlarına alırmış. Hergün böyle köylü oldukça zenginleşmiş, zenginleştikçede daha da hırslı olmaya başlamış, aldığı paraları sağa sola çercür etmeye başlamış bu şekilde lüzumsuz şeylere bol bol para harcadığından bu parada ona az gelmeye başlamış, edememiş en sonunda çok sevdiği bu tavuğunu kesip içindeki bütün altınları alıp, birden zengin olmaya karar vermiş. Altın yumurta yumurtlayan bu tavuğunuda eskisi gibi sevmiyormuş, bir sabah elinde bıçakla kümese gitmiş , tavuk köylünün niyetini anlamış sağa sola kaçmaya başlamış, en sonunda köylü tavuğu yakalayıp kesmiş, hayvanın karnını açmış, hiçbirşey bulamamış, yaptığına çok üzülmüş günlerce ağlamış, ben ne yaptım aç gözlülüğümün cezasını buldum. Çok sevdiğim hayvanımıda kestim diye günlerce ağlamış. Son pişmanlık fayda etmez hayatta kanaatkar olun elinizdeki imkanlardan yararlanın bu köylü gibi olman diye bizlere devamlı öğüt verirdi
Bugünkü anlatacaklarım bundan ibaret olup, haftaya SENDE EVLAT ACISI BENDE KUYRUK ACISI varken artık biz dost olamayız adlı övküyle buluşmak üzere yazımı KARACAOĞLAN ın AŞAM DEDİM KARLI DAĞIN BAŞINDAN adlı şiiri ile bitiriyorum. Hepinize selamlar, sevgiler saygılar.
AŞAM DEDİM KARLI DAĞIN BAŞINDAN
Aşam dedim karlı dağın başından
Yüce dağlar koç yiğide dağ molur
Ağır bedenim, sızlar yaralarım
Bu yarayı çeken yiğit sağ molur.
Sıra sıra dikemedim söğüdü
Ben başıma veremedim öğüdü
Elleri göğsünde görün yiğidi
Yiğit mağrur gezmek ile bey molur
Öğüt versen bana öğüt kar etmez
O yârin hayalı karşımdan gitmez
Kementle bağlasam kolun bağ tutmaz
Yârin zülfünden özge bağ molur
KARACAOĞLAN der ki fani dünyadan
Korkmazmısın haram ile zinadan
Ayırır seni anan babandan
Gurbet ile düşen yiğit sağ molur
KARACAOĞLAN