Hüseyin Aras; tefekkür eden, görüşlerini ve düşüncelerini çevresiyle paylaşan, konuşan, yazan, yeni ve yerli fikirler ortaya çıkaran, hayata sadece ideolojik bir şablondan değil, geniş bir zâviyeden bakan bir düşünce ve aksiyon adamıydı… Öğretmenlik yaparken bitirdiği Hukuk Fakültesi Rahmetli Hüseyin Başkan’a ayrı bir nosyon kazandırmış ve avukatlık yaptığı dönemlerde “demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü” gibi evrensel değerlere millî ve İslâmî pencereden yeni bir bakış açısı ortaya koyan makâleler kaleme almıştı. 12 Eylül Referandumu’nda; “En kötü demokrasinin, en iyi askerî idâreye tercih edilmesi gerektiğini” söylemiş, millî irâdeyi hiçe sayan cuntacıların ve millete kan kusturan işkencecilerin mutlaka yargılanması gerektiğini de yazdığı yazılar ve yaptığı konuşmalarla dile getirmişti.  
O; Türk-İslâm Dünyası’nı kuşatan hayâllerinin yanında, “demokrasi ve hukukun üstünlüğü”nün de Türk Dünyası’nın 21. yüzyıldaki Kızılelması olduğunu/olması gerektiğini ifâde eden kıymetli bir fikir adamıydı.    
     Hüseyin Aras; şehit kanlarıyla sulanmış bu mübârek vatan topraklarının kıymetini çok iyi bilen; 
    emdiği sütün, içtiği suyun, yediği ekmeğin, bastığı toprağın ve astığı bayrağın hakkını ödemek için akıl, alın ve gönül teri döken bir serdengeçtiydi. Şâir; 
“Ben Antepliyim Şahin’im ağam,
Mavzer omuzlarıma yük;
Ben yumruklarımla dövüşeceğim,
Yumruklarım memleket kadar büyük…”[ Yavuz Bülent Bâkiler, Yalnızlık, Antepli Şâhin, 66-67]  
    diyerek, “Antepli Şahin Bey” için yazdığı dizelerde, aynı zamanda sanki Hüseyin Aras’ı da tasvîr ediyordu. Çünkü Hüseyin Aras, ismiyle müsemmâ olan, isminin hakkını bi-hakkın veren ve Hz. Hüseyin (r.a.) Efendimiz’in o mübârek şahsiyetinden erdemler tevârüs eden bir güzel insan ve muttakî bir îman burcuydu. 
     Hüseyin Aras; Nâmık Kemâl’in;
     “Bâis-i şekvâ bize, hüzn-i umûmîdir Kemâl,      
Kendi derdi gönlümün billâh gelmez yâdına”
     dediği dâvâ adamlarındandı… O şahsî ikbâl hesabı yapanlardan değil, milletin dertleriyle dertlenenlerdendi. O, gerçekten de; çok vefâkâr, fedâkâr ve cefâkâr bir gönül dostuydu. Hüseyin Aras’ın vefât haberiyle birlikte; 1973 yılında Bornova’daki Yüksek Öğretmen Okulu’ndaki ilk tanışmamızdan, 2013 yılına kadar fâsılalı görüşmelerle devam eden 40 yıllık kadim dostluğumuz bir bir yâdıma düşüyordu… Önce hayâlhânemden öğrencilik yıllarındaki hâtıralarımız resm-i geçit yapıyordu…
Devamı Yarın...